Bugün 18 Ekim 2026 Pazar

Saat 14:20

Birkaç gündür aralıklı ama şiddetli yağan yağmurun ardından Ankara’da hava kapalı ve serin

İstanbul’daki evimizi toplarken çok üzücü haberini aldığımız çok sevgili arkadaşımız Giovanni Aliverti ve çok sevgili Francesca ile geçirdiğimiz çok güzel Roma, Venedik ve Ankara günlerinin anısına . . .

İstanbul’daki evimizden son eşyalar dün Ankara’ya geldi.

Hakkında başlı başına bir “gezgin kayıt” hak eden sevgili çalışma masama kavuştum böylece.

Hakiki bir çalışma odam var artık, bu odanın da baş köşesinde masam.

Ama ilk defa bir pencereden dışarı bakmıyor, bir sokağa, bahçeye ya da avluya doğru açılmıyor.

Uçuk yeşil, geniş ve boş bir duvarla birbirlerini süzüyorlar şimdilik. Yakında boy boy, renk renk çizimler, fotoğraflar, posterlerle kaplanacak bu duvar, o zaman ısınacaklar birbirlerine, umutluyum.

Sabah erken saatlerde bu yeni yerindeki masama ilk defa oturdum.

Oturur oturmaz, solumdan ve hafifçe arkamdan gelen Ankara sonbaharının kapalı hava ışığı eşliğinde masamı, tüm aşinalığına rağmen, farklı bir hisle kavradım.

O hissin heyecanıyla da Ankara’da, masamda yazdığım ilk yazı şekillenmeye başladı.

Yağmurlar, seller, dereler, Çankaya’da bir havuz ve Florya’nın denizi üzerinden İstanbul’u Ankara’ya akarak, suyla bağlıyor bu yazı.

Geçen hafta İstanbul’un pek çok yerinin şelalelerle kaplandığı gün biz evi kapattık, Ankara’da sağanak yağış alarmının verildiği gün de eşyaları eve taşıdık.

Hep birlikte böyle bir felâketle savrulduk İstanbul’da, Ankara’da da benzer bir felâket korkusuyla kasıldık kaldık.

Ve yine dereler hakkında konuştuk, hem İstanbul’da hem de Ankara’da yatakları kapatılıp yollara dönüştürülen, imara açılan, semtlerin, mahallelerin, caddelerin, sokakların isimlerinde izlerini sürdüğümüz derelerden.

Kentlerin kaybettiğimiz derelerine duyduğumuz bu ilgi yeni değil kuşkusuz. Hatta tam da o İstanbul korkunçluğundan birkaç gün önce ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde gördüğüm “Ankara’nın Suyuna Arşivden Bak” sergisi doğrudan bu ilginin ürünüydü. Duygu Cihanger Ribeiro, Selen Karadoğan, Z. Buket Üstün Kurt ve H. Eren Efeoğlu’nun küratörlüğünde düzenlenen sergi, Eymir ve Mogan gölleriyle kentin kayıp dereleri hakkında yapılmış öğrenci araştırma projelerinden, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Harita ve Plan Belgeleme Birimi’nin arşivinden derlenmiş belgelerden ve özgün görsellerden oluşuyordu. Sergiyi gezerken de, ilk olarak muhtemelen İstanbul’da, 2021 yılındaki Documentarist İstanbul Belgesel Günleri’nde seyrettiğim, yönetmenliğini Yasin Semiz’in yaptığı “Asfaltın Altında Dereler Var!” belgeselini hatırladım hemen.

Sergiden çıkıp ODTÜ Mimarlık Amfisi’nde gösterimi olan başka bir belgeseli izledim. Yönetmenliğini Vedat Atasoy’un, danışmanlığını Elâ Alanyalı Aral’ın yaptığı “Ankara’nın 3000 Yıllık Tümülüsleri” belgeselindeki tüm araştırmacılar tarafından vurgulanan, tümülüslerin su yollarıyla, kentin kaybolan dereleriyle kurduğu ilişkiydi.

Florya Deniz Köşkü fotoğraflarının kaynakları (grup fotoğrafı dışında): Wikimedia Commons / grup fotoğrafı: https://isteataturk.com/Kronolojik/Tarih/1936/8/5/Mustafa-Kemal-Ataturk-Floryada-denizde-yuzerken-genclerle-beraber-05081936/20 [Cemal Işıksel (fotoğrafçı), Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Ankara: TTK Basımevi, 1969), 142]

O akşamüstü bir faaliyetten diğerine koşma heyecanı içinde, Mimarlar Derneği 1927’de düzenlenen bir sunum da dinledim. Pınar Sezginalp’in yaptığı sunum, “Mimar Sizsiniz” üst başlığıyla Atatürk ve Clemens Holzmeister arasındaki işveren- mimar ilişkisi üzerinden Çankaya Köşkü’nün iç mekân tasarımına odaklanıyordu.

Sezginalp’ten aldığım ilhamla sunumun sonunda soru-yorum şeklinde aktardığım izlenimlerimi bu sabah tekrar düşündüm. Yazmayı hayal ettiğim konular defterime bir de Çankaya Köşkü’nün planlamasında merkezî konumda yer alan yüzme havuzunu ekledim.

Çankaya Köşkü’nün insansız fotoğrafları arasında Atatürk’ü havuzda yüzerken gösteren herhangi bir görsel belge olduğuna pek ihtimal vermiyorum fakat yazılı bir belge de mi yok acaba? Peki Atatürk bu havuzu hiç kullanmamış olabilir mi?

İşte burada da, Seyfi Arkan’ın tasarladığı Florya Deniz Köşkü ve Atatürk’ün Florya plajında, denizde, Ülkü’yle, bir grup insanla otururken, yüzerken, kürek çekerken, yürüyüş yaparken çekilmiş (ve o tümüyle ilgisiz, bahtsız bir şekilde yorumlanmış) fotoğrafları ve filmleri geliyor aklıma hemen.

İnsansız Çankaya Köşkü yüzme havuzuyla Atatürk de dahil bol insanlı Florya Deniz Köşkü sahili ve denizi arasındaki farkı nasıl yorumlayabileceğimizi düşünmeden edemiyorum haliyle.

Bütün bu yağmurlar, sellerden sonra bir de Ankara’nın havuzuyla İstanbul’un denizi arasında Atatürk’ün (ve bizim) suyla ilişkisine (ilişkimize) merak saldım kısacası.