Bugün 23 Ağustos 2026 Pazar

Saat 16:30

İstanbul’da hava kısaca sıcak

İstanbul’daki evime veda ediyorum artık.

Yakın bir zamanda yıkılacak.

2023 yılının Ağustos ayında başlayan süreç böylece bitecek.

Sayısız Kadıköy Belediyesi ziyaretiyle, apartman toplantısıyla ve önce binamızı güçlendirme umudunun peşinde, böyle bir umudun gerçekleşmeyeceğini anladığımda da “yenilenmesi” için yaptığım inşaat şirketi görüşmeleriyle geçti bu süreç. 

Gezgin Kayıtlar’da 2023 yılının Ağustos ve Ekim aylarında yazdığım iki not bu sürecin başlangıcına tanıklık etmişti.  

Günlüklerim ve masamdaki bu iki defterim ise tüm sürece eşlik ettiler.

Moda’nın daha mütevazı kesiminde o bitişik nizamdaki küçük yapılarından biri -üstelik de ikinci derecede tarihî bir ahşap yapıya komşu- olduğundan müteahhitlere bir türlü beğendiremediğimiz fakat sonunda neredeyse tüm Moda’yı “dönüştüren” bir şirketin -muhtemelen sokağının cazibesinden- ilgisini çekmeyi başaran binamızın hikâyesini anlatıyor tümü, farklı farklı şekillerde.

Kapağında atlı (arabalı) pullar olan defterde evime dair Gezgin Kayıtlar’a yazmayı planladığım konuların notları var. 

Diğeri ise, başlarken yaptığım tanımla, “yıkılmaya hazırlanan evimin günlüğü.” Şimdi elime aldım ama açıp bakamayacağımı anladım, masama bıraktım. Başka bir zaman okuduğumda, Gezgin Kayıtlar için ilham verecek o da, eminim.

Çünkü yazmaya devam edeceğim Gezgin Kayıtlar’a evimi ve benden önceki tarihini, avlumu, avlumun ağaçlarını ve hayvanlarını, sokağımı, mahallemi, sokağımda ve mahallemde yaşamış ünlüleri ve tabii tramvayları ve tramvay hikâyelerini.

“Kentsel dönüşüm” adı altında İstanbul’un maruz kaldığı vahşi yıkım karşısında evlerine anlaşılmaz bir sevgiyle sarılanlarla paylaştığım, benzer bir deneyim yaşamayanların da tahmin edebilecekleri hislerle ayrılıyorum evimden.

Ankara’dan hep birlikte taşındığımız Cadı’nın, Isırcan’ın, Çakma’nın ve Oğluş’un anılarıyla dolu, hayatımın en dönüştürücü dönemlerinden birinde bana kol kanat gerdiği için teşekkür ediyorum. 

Evime, sevgili evime.

“Ev” denilen şeye uzun bir süredir ilgi duyuyorum, özellikle de yazar ve sanatçı evi türüne. 

Çok geniş bir entelektüel/akademik kitleyle paylaştığım bu ilginin ürettiği çok geniş bir kaynakça içinden bugün sadece tek bir kitaptan bahsetmek istiyorum, başkalarına da gelecekte yer vermeyi umarak.

Ece Temelkuran’ın Nation of Strangers: Rebuilding Home in the 21st Century (Yabancılar Ulusu: 21. Yüzyılda Evi Yenden İnşa Etmek) başlıklı kitabı bu.

Bu yılın başında yayımlandı, pek çok dile çevrildi, Türkçeye de yakınlarda çevrilmesini bekliyoruz.

Dünyanın berbat hal ve gidişatı hakkında olmasına rağmen, zihin ve hatta iç açıcı. 

“Ev” diye bir şeyden bahsetmenin artık pek mümkün olmadığını, evsizliğin, göçmenliğin, yabancılığın artık sadece savaşlardan, işgallerden, katliamlardan, açlıktan, tutsaklıktan, baskıdan kurtulabilmek gayretiyle yerini yurdunu terk edenler için değil, refah, özgür, uygar olduğu varsayılan coğrafyalarda güvende olduklarına inandıkları evlerinde yaşayanlar için de geçerli olduğunu öne sürüyor. 

Ama aynı zamanda da, hepimize dayatılan bu kıyıcı ekonomik ve siyasi dünya düzeninde kaybettiğimiz/kaybetmekte olduğumuz/kaybedeceğimiz evlerimizi başka yabancılarda, birbirimizde bulacağımızı savunuyor.

Temelkuran’ın kitabını okumaya başladığımda, evimin yıkılacağı kesinleşmişti fakat hâlâ binamızı “yenilemeye” tenezzül edecek bir müteahhit bulamamıştık.

Bir yandan İstanbul’da evsiz kalmıştım, bir yandan da Ankara’da yeniden bir evim olmuştu.

Fakat kitabı okudukça, İstanbul’un Türkiye ve dünya ile eş zamanlı oradan oraya savrulmasına tanıklık eden evsizliğimin başka bir evle giderilebilecek bir durum olmayabileceğini düşünmeye başladım.

Yine de karamsarlığa kapılmaya niyetli değildim hiç.

Üç yıllık süreç sonunda, eğitimi de dahil olmak üzere, tamamen bir kandırmaca olduğunu idrak ettiğim, mensubu olmaktan da zaman zaman hicap duyduğum mimarlık mesleğine inancımı tazelemeliydim. Müteahhitlik kurumu olmadan kendi işimizi kendimiz halledebilecek bir sistem kurmalı, hep birlikte inşa edeceğimiz (yeni bir gezegene değil) yeni bir eve taşınmalıydık.

Evet, fiziksel anlamda da.