Saat 15:25
Rüzgârlı, serin fakat pırıl pırıl açık ve güneşli bir hava var.


Mühürdar durağındayım.
“İstanbul” ve “ulaşım” sözcüklerini yanyana getirdiğimde, Mühürdar’ın bu uç köşesinin bir “cadde” olmasını da, bu “cadde”den bu ölçekte ve sakinlikte bir toplu taşıtın geçmesini de inanılmaz buluyorum.
Şimdi yaptığım gibi, böyle bir caddedeki böyle bir taşıtın durağında beklemeyi de öyle.


Durağa gelmeden önce Zeki Sayar’ın Batum Apartmanı’na uğradım yine.
Akıbetinin Ocak ayı sonlarında haber olmasından beri kaç kere önünden geçtiğimi, durduğumu, baktığımı hatta mırıldanarak konuştuğumu hatırlamıyorum.
Uzunca bir süredir hazırlandığım “Gezgin Kayıtlar”a başlamaya da bu haber üzerine karar vermiştim. 4 Şubat’taki “Başlarken”in hemen ardından paylaşacaktım onunla ilgili yazımı.
Sonra savrulduk, 6 Şubat sabahı.



Aradan geçen zaman içinde yazdığım o ilk taslağı sayısız gözden geçirme, değiştirme ve düzeltme ile güncellemeye çalıştım.
Habere duyduğum ilk tepki ise her şeye rağmen hâlâ aynı.
Batum Apartmanı’nın depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle hakkında yıkım kararı çıkmasının ardından ilgili Koruma Kurulu’nca tescil edilmesi talebinin reddedilmesini kabul edilemez buluyorum.



Moda’nın her şeye rağmen en güzel ve en sakin sokaklarından Yeni Fikir Sokak’ın Hacı İzzet Sokak ile kesiştiği köşede Batum Apartmanı.
Arkitekt dergisinde, 1940 yılının son sayısında, zemin ve birinci kat planlarıyla dört fotoğrafı eşliğinde “Bir Kira Evi (Kadıköy)” şeklinde sunuyor onu Zeki Sayar.
Her katta 230 metrekarelik tek daire olduğunu öğreniyoruz bu yazıdan. Giriş kısmında üç salon (zemin kat)/misafir odası, salon, küçük salon (birinci kat) ile mutfak ve misafir tuvaleti var. “İkamet kısmı” ise üç yatak odası, bir hizmetçi odası, bir banyo ve kilerden oluşuyor.
Denize ve o zamanlar hemen önündeki Mühürdar gazinosunun bahçesine açılan geniş cephesi de, köşeleri dönen sütunlu ferah balkonlarıyla en tipik özelliği.


6 Şubat’ta çok geniş bir yerleşim bölgesi enkaz hâline gelmişken İstanbul’un “şık” bir semtindeki tek bir yapının, üstelik de depreme karşı bir önlem olarak yıkılması ihtimaline direnip bunu konu edinmem duyarsız hatta şuursuz seçkincilikle damgalanabilir.
İstanbul’u saran deprem korkusuna rağmen böyle bir görüşte ısrar ettiğim için tehlikeli bir inkârcılıkla da suçlanabilirim.
Evet, Batum Apartmanı’nı seviyorum ben.
Birinci katındaki bitkilerle sarmalanmış o balkona ve pencerelere bayılıyorum.
O dairede yaşayan(lar)ı da, diğerlerindekileri de tanımıyorum. Ama çok nadiren karşımıza çıkan, Moda’nın en “değerli arsa”larından birindeki evini/evlerini yatırım aracı, yenilik fetişizminin simgesi olarak görmeyip sadece sevdiğinden/sevdiklerinden müteahhitlerin verdikleri kim bilir nasıl teklifleri geri çevirerek korumak için çırpınan o en az bir kişiye ya da aileye uzaktan müthiş saygı duyuyorum.
Kısacası, Batum Apartmanı’nı yıllardır mahallelerimizi, kentlerimizi “kentsel dönüşüm” adı altında telef eden “rantsal yıkım”ın yakıcı bir örneği olarak görüyorum.
Fakat asıl önemlisi, benim bir mimarlık tarihçisi olarak sadece onun için değil, Kadıköy-Moda’daki, İstanbul’daki, başka kentlerdeki başka yapılar için de “ya biz yıkacağız ya da deprem yıkacak” şeklinde özetlenebilecek bir seçeneksizliği, çaresizliği kabul etmem mümkün değil.



Batum Apartmanı’nın hukukî sürecindeki son durumu, yapılan itirazların herhangi bir sonuç verip vermediğini bilmiyorum.
Fakat yeni haberdar olduğum, İBB Şehir Planlama Müdürlüğü’nün duyurduğu bir gelişmeye göre “Kadıköy Geleneksel Çarşı ve Moda”da (Caferağa ve Osmanağa mahallelerinde 84 hektarlık) bir bölge “Kentsel ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı” ilan edilmiş.
Böyle bir gelişmenin Batum Apartmanı ve bölgedeki diğer yapılar için nasıl işleyeceğini itiraf etmeliyim ki, pek kestiremiyorum.
Tek dileğim işe yaraması; yapıların iyileştirilerek, güçlendirilerek depreme dayanıklı hâle getirilmesiyle bölgenin mümkün olduğunca korunmasını sağlayabilmesi; sadece Kadıköy-Moda’da, İstanbul’da değil, tüm Türkiye’deki kentsel/rantsal dönüşümün/ yıkımın önüne geçebilecek bir model olabilmesi.



Tramvaya biniyorum.
Bahariye’den, Zeki Sayar’ın nasılsa bugüne kalabilmiş bir grup apartman yapısının olduğu caddeden geçeceğim birazdan, başka bir yazımda geri dönmek üzere.






















































