Bugün 9 Ekim 2025 Perşembe 

Saat 16:25

Ankara’da sonbaharın gökyüzü, yağmura rağmen açıklı koyulu maviliğini koruyor

Geçtiğimiz yaz boyunca arka arkaya yaptığım birkaç İstanbul seferinden sonra Ankara’dayım yine.

Bu gidiş-gelişlerim sırasında birini Ankara’da, diğerini de İstanbul’da gördüğüm iki serginin etrafında dolanacağım, uzun bir molanın ardından iki ayrı ama kesişen kayıtta, bugün ve birkaç gün sonra. 

5 Mayıs tarihli son gezgin kaydım, İsviçreli yazar, fotoğrafçı, gazeteci ve gezgin Annemarie Schwarzenbach’ın (1908-1942) 1933 yılında çektiği Ankara (ve yakın coğrafyası) fotoğrafları etrafında kurgulanmış ve Nisan ayında, Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde düzenlenmiş “Schwarzenbach’ın Objektifinden Ankara’da İsviçre İzleri” başlıklı sergi hakkındaydı.

İsviçre-Türkiye Dostluk Antlaşması’nın yüzüncü yılını kutlayan ve İsviçre Edebiyat Arşivi ve İsviçre Milli Kütüphanesi ile birlikte İsviçre Büyükelçiliği tarafından desteklenen bu sergi, beş aya yaklaşan bir aradan sonra, elçiliğin Ankara’daki binasında, 20-21 Eylül tarihleri arasında yeniden açıldı. 

Avrupa Miras Günleri kapsamında ve ilk gün sergiye, ikinci gün de binaya odaklanan bir program dahilinde ziyaretçiler, sergiyi küratörü Burçak Yakıcı, binayı ise Ankara tarihçisi ve gezgini Cem Dedekargınoğlu’nun rehberliğinde gezme imkânı buldular.

Ben de, şanslı bir ziyaretçi olarak hem iki gün de oradaydım hem de ilk gün, binanın mimarı Ernst Arnold Egli (1893-1974) üzerine derlenmiş Ernst A. Egli: Türkiye’ye Katkılar kitabının editörlerinden Selda Bancı ile birlikteydim.

“Schwarzenbach’ın Objektifinden Ankara’da İsviçre İzleri” sergisi, Avusturyalı-İsviçreli bir mimar olarak Egli’ye ayrı bir önem atfediyordu.

Milli Eğitim Bakanlığı’nda Baş Mimar olarak göreve başladığı 1927 ile Türkiye’den ayrıldığı 1940 yılları arasındaki döneme odaklanan “İsviçreli-Avusturyalı Ernst Egli: Ankara’da Modern Mimarlığın Öncülerinden” başlığını taşıyan iki panoda Ankara’da inşa edilen yapıları şöyle listelenmişti: “Devlet Konservatuarı (1927-29), Ankara Ticaret Lisesi (1928-30), Eski Sayıştay Binası (1928-30), İsmet Paşa Kız Lisesi (1930-34), Ankara Kız Lisesi (1930-31), Ziraat Fakültesi (1928-33), Siyasal Bilgiler Fakültesi (1935-36), Gazi Lisesi (1936), Atatürk Orman Çiftliği Kompleksi ve Bira Fabrikası (1930-37), Fuat Bulca Evi (1936), Irak Büyükelçiliği (1936-38), İsviçre Büyükelçiliği (1936-38), Türk Hava Kurumu (1934-37), Etimesgut Uçuş Okulu (1930), Şükrü Koçak Evi (1940), Gazi Eğitim Enstitüsü, Jimnastik Okulu (1930),  Gazi Eğitim Enstitüsü, Yapı Usta Okulu (1930), Koç Han (1930), Etimesgut Yatı Mektebi (1929-30).”

Sergiyi ilk görüşümde, bu alt alta sıralanmış yapıların isimlerini ve yıllarını yavaş yavaş okumuş, hangisiyle nasıl bir ilişkim olduğunu düşünmüş, hiç görmediğim bazılarını görmek için heveslenmiş, tur planları yapmıştım. 

İkinci görüşümde ise bambaşka bir hisle listeyi hızla taradım ve İsviçre Büyükelçiliği’ni tespit ettiğimde “işte” dedim, “buradayım”.

Sade, sakin bir binaydı bu, mütevazı ölçekli.

Özellikle girişi, anıtsallığın şaşırtıcı bir insanî yorumuyla, değişken açılarla güneşlenen, gölgelenen iki yandaki havuzcuklardan gelen su sesiyle samimi bir şekilde karşılıyordu ziyaretçileri. 

Ferah bir holden iki yan mekânın bağlandığı ana mekâna ulaşılıyordu. 

Tam karşıdaki terasa açılıyordu bu mekân, terastan da bahçeye iniliyordu.

Bakımlı ama abartısız bir bahçede dolanırken Ankara’ya şimdiye kadar bakmadığım bir taraftan, sanki arka yüzünden bakıyordum. 

Schwarzenbach’ın fotoğraflarıyla sergide Egli’nin Ankara’daki yapılarından sadece Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü, yani Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi yer alıyordu.

İsviçre Büyükelçiliği binası, Schwarzenbach Ankara’dayken henüz inşa edilmemişti. 

Yine de, böyle bir sergiyi Egli’nin tasarladığı bir binada görmek etkileyici bir deneyimdi.

Egli’nin o an içinde bulunduğumuz binayı Ankara’nın topografyasına yerleştiren cümleleriyle karşılaşmak ise özellikle çarpıcıydı: “ . . . Çankaya’nın tepelerinden İncesu deresinin ovasına doğru alçalıp kaybolan sırtlarda . . . Arazi kuzeye doğru eğim gösteriyor ve bu yönde, Ankara’nın sert, çizgiler ve kıvrımlarla dolu manzarasına geniş bir bakış sunuyor. Kavaklıdere deresinin ayırdığı, hemen yanındaki arazi kıvrımı üzerinde, biraz daha alçakta, ancak yine de tam olarak 1.000 metre rakımda, yeni inşa edilmiş İsviçre Elçiliği bulunuyor.” 

Eve dönünce bu heyecanla taradım Egli’nin Genç Türkiye İnşa Edilirken başlıklı anı-kitabını. 

Sadece bir yerde karşıma çıktı İsviçre Büyükelçiliği, Egli’nin Ankara’daki diğer elçilik binası, Irak Büyükelçiliği ile birlikte: “27 Nisan’da [1936] Ankara’da Irak elçilik binasının temel atma töreni vardı. 3 Haziran’da ise, İsviçre Konfederasyonu Bern İnşaat Direktörlüğü, Ankara’daki İsviçre elçilik binası için hazırladığım ön projemi onayladı” (ss.86-87).  

Hemen ardından da şöyle bir cümlesi geliyordu Egli’nin: “Ankara Gazi Çiftliği’ndeki yeni inşaatların yanı sıra, özellikle bu iki iş 1936-1940 yılları arasındaki sürede moralimin düzelmesine neden oldu” (s.87).

Bu bilgiyle bakıyorum şimdi kitaptaki İsviçre Büyükelçiliği binasının inşaatı yeni tamamlanmış çıplak, sessiz hatta ıssız haline.

Kuzeye, kentin merkezine doğru yoğunlaşıp alçalan bulutların ve o sağ köşeden usulca görünen, komşusu eski Çekoslovakya şimdiki Slovakya Büyükelçiliği olduğunu tahmin ettiğim bir binanın arka planını kapladığı bir maket gibi görünüyor gözüme.

Benim çektiğim fotoğraflarda da o maketimsi hâli sanki hâlâ hissediliyor.

Ankara’daki mahallemde, hem neredeyse her gün civarından geçecek kadar yakınımda hem de her elçilik binası için hissettiğim gibi uzağımda olan bir yapıda böyle bir haftasonu geçirmek çok farklı bir deneyimdi benim için.

Bildiğim ama aslında bilmediğim Ankara’ya açılmayı, sokulmayı daha çok denemeliyim.