Saat 16:35
Ankara’da hava güneşli, ağaçların bahar yeşilliğine kuşların bahar sesleri eşlik ediyor.

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde 23 Şubat-29 Mart 2024 tarihleri arasında düzenlediğimiz “Italo Calvino 100+1 Yaşında!” sergimizin ardından Ankara’ya döndüğümden beri ilk defa bugün durup, dönüp Calvino’yla dopdolu geçen bir yıla bakıyorum.
Hem biraz mekânsal, hem kısa da olsa zamansal fakat asıl zihinsel mesafeye ihtiyacım varmış belli ki.
Evet, bir yıl önce tam bu günlerde başlamıştık Bilge Bal’la birlikte Calvino’yu doğumunun 100. yılında yazı, imge ve nesne üreterek yeniden okuma maceramıza. Böylece Arredamento Mimarlık – Tasarım Kültürü Dergisi‘nde “Italo Calvino 100+1 Yaşında!” dosyamızı hazırladık önce, hemen ardından da sergimizi, tabii tüm katılımcılarımız ve eş küratörümüz Orhan Cem Doğan sayesinde.

Her şeyiyle müthiş zenginleştirici, dönüştürücü bambaşka bir süreçti benim için. Yepyeni tanışmalar, rastlantısal karşılaşmalar, kıymetli buluşmalarla geçen bu sürece Calvino dışındaki bazı yazarlar da dahil oldu.
Bilge Karasu, bu yazarlardan biriydi. Sergi devam ederken yayımlanan Enis Batur’a Mektuplar – Ankara Yazıları kitabıyla birlikte yeniden keşfetmeye başladım Karasu’yu.
Arredamento Mimarlık’taki dosyamıza Calvino’nun mektupları üzerinden kurguladığım deneysel bir yazıyla katkıda bulunduğum için kitabın çekirdeğinin mektuplardan oluşması hemen ilgimi çekmişti. Ayrıca mektupların alıcısı, kitaplarına kütüphanemde birden çok raf ayırdığım Enis Batur’du. Dahası, Karasu’nun da, Batur’un da birer Calvinosever olduğunu biliyordum.
Çok merak ediyordum bir de, Karasu’nun çevirdiği ve Batur’un Yapı Kredi Yayınları’nı yönettiği dönemde yayımlandığını bildiğim Calvino’nun Üç Denemesi kitabının bahsi hiç geçiyor muydu acaba bu mektuplardan en az birinde?
Ve 25 Eylül 1987 tarihli kısacık mektubunda karşıma çıktı aradığım bilgi. “Biraz geciktim, başım gereğinden fazla kalabalık” diyerek başlıyordu mektubuna Karasu ve hemen ardından şöyle yazıyordu: “Calvino’nun ilk yazısını yolluyorum. İkincisini (Haritada Bir Yolcu) 29’unda postalayabileceğim, üçüncüsünü de (Trajanus Sütununun Anlattığı Öykü) 5 Ekim’de yollayabilirim sanıyorum” (s. 85).
Bu kitap şimdi masamda duruyor.
Calvino’nun, İtalyancasından okumaya çalıştığım birkaç masalı dışında, hep İngilizce çevirilerinden okuduklarım arasında bu ilk (ve geçen yıla kadar tek) Türkçeye çevrilmiş kitabıydı kütüphanemdeki. Karasu çevirdiği için almıştım onu.
Elime alıyorum kitabı ve Batur’a o mektupla birlikte Calvino’nun “Yeni Dünya Ne Kadar da Yeniydi!” çevirisini gönderdiğini anlıyorum.


Bilge Karasu’nun Enis Batur’a Mektuplar kitabının alt başlığı Ankara Yazıları’ydı. Çekirdeğindeki mektupları, Mesut Varlık’ın Karasu üzerine Batur’la yaptığı bir söyleşi ve Batur’un “Bilge Karasu’nun Ankara’sı” ile Karasu’nun “Ankara’nın Atkestanelerinde Sığırcık Yetişirdi” başlıklı yazıları sarmalıyordu.
Kitabı çıkar çıkmaz ve birkaç gün içinde sergideyken okumamın bir nedeni de buydu. Geçen yılın bitiminde, Calvino dosyamızı toparlamanın son, sergi hazırlıklarımızın da erken aşamasında, İstanbullu bir Ankaralı olmuştum yeniden.
On yıl sonra, çok yakından bildiğim ama yaşamadığım bir mahalleye ve eve taşınmıştım. Babam, annem, abim Ümit yoktu, hayatımın büyük bölümünü öğrenci ve eğitimci olarak geçirdiğim ODTÜ artık sadece ziyaret edebileceğim bir yerdi.
Bu bir yandan tanıdık, bir yandan da yabancı Ankara’yı Karasu’nun izinde gezdim dün.
Önce Tunus Caddesi’ne yürüdüm. Caddenin Bülten Sokak’la kesiştiği köşede, 67 numaralı apartmandaydı Karasu’nun evi 1990’ların başına kadar.
Yaklaşık yirmi yıl sonra karşısındaki Alman Okulu’nun yanında Laterna isimli bir “ouzeri” açmış, komşu olmuştuk onunla.
Kitapta da haliyle bahsi geçen ve Ankara’nın bir dönem entelektüel merkezlerinden biri olarak bilinen bu evden apartmanın yıkılmasıyla Nilgün Sokak’a taşınmıştı Karasu ve 1995 yılında vefat edene kadar bu sokakta yaşamıştı.
Ben de artık bitişiğindeki sokakta oturuyorum. Yaklaşık 30 yıl sonra yine komşu oldum Karasu’yla.