Bugün 30 Ocak 2024

Saat 18:05

Ankara, kışının havasıyla da beni şaşırtmadan karşılıyor, ne kadar soğuk olduğunu hatırlıyorum, ondan uzaklaşsam da hiç kopmadığımı hissederek …

2023 yılının bitmesine birkaç gün kala, kentsel dönüşüm/dönüşmeyeşüm arasında salınan İstanbul’daki evimden kütüphanemdeki kitapların büyük bölümüyle birlikte Ankara’daki yeni ama çok yakından bildiğim evime taşındım.

Karşımdaki apartmanın giriş katında İstanbul’daki evimin olduğu semtin ismini taşıyan bir kuaför var.

Artık çoğunlukla yine Ankara’da yaşayacağım, İstanbul’a sık sık gidip gelerek. Tabii bu sıklığı oradaki evimin akıbeti belirleyecek.  

Böylece çocukluk/ilk gençlik odasına yeniden kavuşan eşim gibi, ben de çocukluğumun/ilk gençliğimin iki şehirli olma/iki şehirden de olamama halini yeniden yaşamaya başlayacağım.

Aslında başladım bile. Taşındıktan iki hafta sonra İstanbul’a trenle gidip gelirken çocukluğumun kış tatillerindeki tren yolculuklarını da parça parça yeniden yaptım sanki, unuttuğum pek çok anıyı peşpeşe hatırlayarak.

Benim için bir evden başka bir eve taşınmak, kitaplarımın kutulanması ve kutularından çıkarılması demek. Bu süreçte yapmam gereken diğer bütün faaliyetler ne kadar önemli, zahmetli ya da keyifli olursa olsun, kitaplarımı eski evimden yeni evime taşımakla ve yerleştirmekle herhangi bir benzerlik taşımıyor.    

Bu konuda kendimi Enis Batur, Walter Benjamin, Anne Fadiman, Bilge Karasu ve Alberto Manguel ile karşılaştırmak gibi bir densizlik yapmayacağım tabii. Fakat kitapları kutulamanın, kutularından çıkarmanın, yeni yerlerine dizmenin nasıl bir şey olduğuna dair yazdıklarını anmamam da imkânsız. 

Eşimin tıkır tıkır işleyen kutulama sistemini büyük bir sabırsızlık içinde hiçe sayarak çıkardım kitaplarımı kutularından bu defa. Muhtemelen yeni evimde kendimi bir an önce evimde hissedebilmek için. Böylece hepsini neredeyse tümüyle yeni bir düzen içinde yerleştirmem gerekti. Ama farklı ilişkiler kurgulayarak farklı yerlere dizdikçe de bir çoğunu yeniden keşfettim, unuttuğumu fark ettiklerimi de bir köşeye dizdim hatırlamak için.

Artık yeni evimde yeni bir kütüphanem var.

Ankara’ya taşındıktan sonra gittiğim ilk serginin iç mekâna, hatta “ev”e dair olması bir tesadüf mü peki?

Onur Kılıç’ın, pek özlediğim Galeri Nev’deki “Yeniden Dönen Rüzgar” sergisinden bahsediyorum; tablolarındaki tüller, perdeler arasında bir görünüp bir kaybolan, uçuşan, akışan, “ev”e atfettiğimiz tüm sabitliği, değişmezliği yerle bir eden iç mekânlarından.

Ya o koltuklar, kanepeler? Eski evlerimdekilerle karşılaştırılamaz rahatlıklarıyla yeni evimdeki aile yadigârı koltuklara, kanepelere birer atıf değil mi hepsi?

Ankaram, ah Ankaram …