Bugün 15 Kasım Çarşamba

Saat 21:40

Duru bir hava var, serince

Boğa’dan Bahariye’ye doğru yürüyerek eve dönüyorum.

Altıyol durağına yaklaşırken tramvay yolunun iki yanındaki duvar yazıları gözüme çarpıyor birden.

Sonra yol boyunca kapanmış dükkânların/büfelerin kepenklerine yazılmış/çizilmiş olanlar eşlik etmeye başlıyor iki yanımda.

Mahallem, gece ortaya çıkan bu yüzeylerde geceye ait yüzünü gösteriyor yavaş yavaş.

Italo Calvino’yu hatırlıyorum yine.

Bir önceki kaydımda bahsetmiştim. Bir süredir onun hikayeleri, romanları, denemeleri ve mektupları ile içli dışlıyım.

Bu defa hatırladığım, kent ve yazı arasındaki ilişkiye duyduğum yakın ilginin bir parçası olarak daha önce İngilizcesinden bildiğim, geçenlerde de Türkçesini okuduğum kısa bir denemesi: “The Written City: Inscriptions and Graffiti”/“Yazılan Şehir: Yazıtlar ve Duvar Yazıları.”

Bir yandan da 2013 yılında, yani İstanbul’a taşınmamdan bir yıl önce, ODTÜ’den bir öğrenci/arkadaş grubuyla birlikte yaptığım “Harf/Dil Devrimini Mimarlık Üzerinde(n) Okumak” başlıklı çalışmayı ve İstanbul’a taşınır taşınmaz Pera Müzesi’nde gördüğüm “Duvarların Dili: Graffiti/Sokak Sanatı” sergisini düşünüyorum.

Yine bir önceki kaydımda bahsetmiştim. “Emlak vurgunu yemiş” bir İstanbulluyum artık ben de.

Ve yakında İstanbul’dan Ankara’ya taşınacağım kısmen.

Bugünlerde sık sık taşınma anılarıma dönüşüm bu yüzden.

Kentlerin duvarlarındaki, zeminlerindeki, taşıtlarındaki yazıların çoğunda olduğu gibi, Bahariye dükkânlarının/büfelerinin kepenklerindekiler de gece geç saatlerde yazılıyor/çiziliyor, izinsizce, gizlice, çabucak.

Fakat diğer yüzeylerden farklı olarak, kepenklerdeki yazılar yazıldıktan/çizildikten sonra yine sadece gece görülebiliyorlar, sabahla da yok oluyorlar.

Bu yazıların çoğunu okuyabiliyorum, en azından harflerini seçebiliyorum ama anlamlarını çözemiyorum.

Bir yandan bildiğim, en azından aşina olduğum bir dilde yazılmış/çizilmiş gibiler, bir yandan da tümüyle yabancı olduğum.

Ama bu durumdan rahatsız olmuyorum.

Bu karşıdan karşıya seslenmelerin, yan yana fısıldaşmaların içinden geçiyorum kulak kabartarak, ne dediklerini çıkaramasam da.

Calvino, denemesindeki pek çok önemli tespit ve yorum arasında kentlerin gece yazılarıyla şekillenen yüzlerine/yüzeylerine dair doğrudan bir şey söylemiyor.

Fakat şu cümlesini çok ilham verici buluyorum: “Şehrin aktarması gereken, yazının varlığıdır, onun çeşitli ve sürekli kullanımının içerdiği gizil güçlerdir” (s.105).

Bahariye’nin geceye ait “gizil güçlerini” hayal etmeye, hissetmeye çalışırken sokağıma sapıyorum.