Bugün 8 Mayıs 2023, Pazartesi

Saat 17:35

Hava açık ve güneşli, ılık

Moda İlkokulu durağındayım. Önceki turumda, Italo Calvino’nun Marcovaldo’sunun mantarları gibi, hemen yanındaki ağacın tarhında mantar bulduğum durakta.

Çevremde hâlâ mahalle, semt okullarına giden çocuklar olduğu için çok şanslı olduğumu biliyorum. 

Ders aralarında bahçede koşturup oynarken çıkardıkları seslerden, 23 Nisan’ı ve mezuniyetlerini şarkılı, türkülü, oyun havalı kutlamalarından, okul çıkışlarında hoplaya zıplaya sokaklara rengârenk dağılmalarından daha güzel ne olabilir? 

Yanlış kentleşme, yanlış eğitim sistemi ve yanlış bir sürü şey çocukları semtlerin günlük hayatından söküp çıkardı, sokaklarda pek rastlanmayan, hafta içinde evlerinde, okullarında ve ikisi arasında dolandıkları servis denilen taşıtlarda, hafta sonları da alışveriş merkezlerinde ya da bir takım faaliyet mekânlarında yaşayan nadide bir insan türüne çevirdi.

Yanımda M. Emin Onat Yapıları Rehberi var.

Onat’ın meslek ve özel yaşamında Moda’nın ayrı bir yeri olduğunu belgeliyor bu rehber. 

Durağa gelmeden iki konutunun yeniden peşine düştüm bu rehber eşliğinde, diğer yapılarını (Moda Deniz Kulübü Tesisleri (1956-57) ile Atıfet (Sporel) (1956-57) ve bürosunun olduğu Marmara (1957-59) apartmanlarını) başka turlarıma saklamaya karar vererek.

İlkinin varlığından bu rehber sayesinde haberdar olmuştum.

Onat’ın annesi Münire Onat için 1951 yılında yaptığı evdi bu.

2009 yılında basılmış rehberin hazırlandığı yıllarda bahçesindeki büyük bir ağacın gölgesinin vurduğu cephesiyle bakımlı, mutlu bir hâli vardı.

Hakkındaki kısa açıklama da şöyleydi: “Tek kat üzerine bir çatı odası olan küçük ve çok sevimli bir konut modelidir. Geniş bir beşik çatının örttüğü beyaz duvarlı cephesinde panjurlu Fransız balkonu ve zeminde dar bir çıkma ile işaret edilen salon, başlıca cephe öğeleridir” (s.56).

Fakat maalesef böyle bir evden haberdar olmamla, olmaz olaydım demem bir olmuştu. 

Çünkü pek çok benzeri gibi, Münire Onat Evi de rehberin basımından bu yana geçen zaman içinde yıkılmış gitmişti.

Yerine de bu “şey” dikilmişti.

Acaba Emin Onat ismi o evi, bahçesiyle birlikte bir arazi olarak, kapladığı alanın ederine göre satanlara, onu/orayı bir arazi olarak alanlara, o araziyi bütün şeyliğiyle kaplayan bu şeyi inşa edenlere/ettirenlere ve şimdi bu şeyde oturanlara ne ifade etmişti/ediyordu?

Sorup soruşturup merakımı gidermeye çalışsam da, öyle bir yapıyı koruyamamış olmamız karşısında duyduğum üzüntü ve suçluluk duygusu geçmeyecek, biliyorum.

Halbuki yine rehberden öğrendiğime göre, kendisine çok yakışmış bir işlev değişikliğiyle bir süre direnmiş hayatta kalabilmek için Münire Onat Evi. 

“Tırtıl Çocuk Evi” isimli bir yuvaya dönüşmüş bir aşamada.

Rehberde “Günümüzde yuva olarak kullanılan ve önemli bir değiştirme yapılmamış görünen yapıda üstü kiremitle örtülü rustik çıkma[nın] çocukların oyun odası” (s.56) olduğu yazıyor.

Neyse ki, Münire Onat Evi’nden sonra da varlığını sürdürmüş, hemen yanındaki iki katlı, yine bahçe içinde müstakil bir eve geçmiş Tırtıl.

Ama artık bu yapı da satılık. 

Başka bir şey yazmak istemiyorum.

Rehberde, Münire Onat Evi ile aynı sayfada 1944 yılına tarihlenen Emin Onat Evi de yer alıyor.

Ancak rehberin basıldığı 2009 yılı itibarıyla annesinin evi iyi durumdayken, kendisininki perişanmış. 

Ev ile ilgili son notta, “1992 ve 1993 yıllarındaki yıkılma girişimleri durdurulmasına karşın halen büyük ölçüde yıkılmış ve harap durumda” olduğu yazıyor (s. 56).

Belli ki, annesinin evinin başına sonradan gelen, önce kendi evinin başına gelecekmiş.

Fakat 2009 yılından sonra mucizevî bir gelişme olmuş ve Emin Onat Evi hayata döndürülmüş. Ev bugün onarılmış (hatta belki de kısmen yeniden yapılmış) ve bakımlı bir durumda. 

Bu süreç hakkında henüz herhangi bir araştırma yapmadım ama İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin, özellikle de Afife Batur’un ve onun kurduğu bir ekibin, kıymetli hocaları Onat’ın evinin tescillenerek yıkımının durdurulması ve onarılması için çabaladığından neredeyse eminim. 

Hatta belki, İTÜ’ye bağlı Emin Onat’ın adını taşıyan bir mimarlık merkezi olması için de uğraşmışlardır. 

Olsaymış kuşkusuz çok iyi olurmuş ama şu andaki işlevi de ona çok yakışıyor.

Evet, Münire Onat Evi’nin bir dönemi gibi, Emin Onat Evi de bir yuva şu anda.

Adı Koşan Kaplumbağa.

Her ne kadar bir süre önce hafif distopik, aniden terkedilmiş gibi tuhaf bir hâlde gördüysem de, bugün canlı, bahçesinde koşup oynayan çocuklar var.

Rahatsız olmamaları için sadece uzaktan birkaç tane fotoğraf çekiyorum. 

Yukarıdakiler daha önceki turumdan.

Fakat çevrelendiği Emin Onat ve Cem Nuri Başgil sokaklarının ikisinden de görülebilecek şekilde birer plaka yerleştirilmesi gerekiyor iki cephesine, bu yapının ve mimarının kimliğini açıklayan.

Ayrıca Emin Onat Sokağının, nedendir bilinmez, bir bahçe duvarında zemine yakın bir seviyede, bir direğin arkasında kalan bir yere yerleştirilmiş tabelasının da doğru dürüst görülebilir bir yere taşınması gerekiyor.

Tramvay geliyor.

Düşünmeye devam ediyorum.

Bu çocuklar Moda’da, Kadıköy’de, İstanbul’da ve Türkiye’nin başka şehirlerinde böyle bahçe içinde tek ya da iki katlı müstakil evlerden dönüştürülmüş yuvalara gitmiş son kuşak olacaklar büyük ihtimalle.

Büyüdüklerinde de, korumanın sadece mimarlık/semt/kent tarihiyle ilgili bir konu olmadığını, iklim krizinin gerektirdiği bir zorunluluk olduğunu maalesef çok iyi anlamış olacaklar. 

Onlara yaşamakta çok zorlanacakları bir dünya bırakmamak için yapmamız gerekenler arasında farklı bir Türkçe geliştirmek de var.

Bu Türkçenin sözlüğünde:

– “arazi” ve “toprak” kelimeleri “inşaat” ve “rant” kelimeleriyle eş anlamlı olmamalı;

– özellikle konut yapı türü için kullanılan “eski yapı” kelime grubu “yıkılması şart yapı” gibi gizli bir anlam taşımamalı, bir sıfat tamlaması olarak kalmalı;

-“evi müteahhide vermek” gibi bir deyiş, anlamı bilinmediğinden, yer almamalı;

– mimarlığın tanımı, “insan olmayan canlı ve insan için olmayan cansız her şeyi yok, her yeri boş saymak ya da yıkarak boşaltmak, böyle boşlukları da tıka basa yapılandırarak doldurmak” yerine “canlı-cansız her şeyi kollayarak ve koruyarak, her yerin dolu olduğunu bilerek, bu doluluğu gerçekten gerektiğinde az ve öz dokunuşlarla dönüştürmek” şeklinde yeniden yazılmalı.