Saat 15:00
Hava serince, bulutların griliği koyulaşıyor, birazdan yağmur hatta sağanak yağacak muhtemelen.



İsmini Gezi ile birlikte andığımız gencecik canlardan Mehmet Ayvalıtaş’ın parkındayım.
Bugün tramvaya binmeyeceğim.
Aynı turu raylarının izinde yürüyerek yapmaya çalışacağım, havanın izin verdiği kadarıyla.
Bu parktan başlayacağım turuma, bakalım nerede bitireceğim.
Yürüyüşümün esin kaynağı, Italo Calvino’nun Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler kitabının ilk bölümü “Bahar”’ın ilk kısa öyküsü “Mantarlar Kentte.”
Yoksul işçi Marcovaldo’nun bir sabah işe gitmek için tramvay durağında beklerken bir çimen tarhında bitmiş mantarları fark etmesiyle olanları anlatır bu müthiş kısa öykü.
Marcovaldo’nunkiler gibi “kent yaşamına az” değil, çok “yatkın” benim gözlerim. “İlanlar, trafik ışıkları, vitrinler, ışıklı tabelalar, yazılar” (s.7) benimkilere her an takılıyor.
Fakat bugün çevremi Marcovaldo’nun gözleriyle görmeyi deneyeceğim ve turumu yaparken sadece üzerinde yürüdüğüm zemine bakacağım.
Ve bu zeminin çatlaklarında, kıvrımlarında, kırıklarında, yarıklarında, deliklerinde karşıma çıkan otları elimden geldiğince kaydedeceğim.
Kentte kendiliğinden yetişen, hiç umulmadık köşelerden fışkıran, tüm tahribata karşın dirençle yeniden ve yeniden gelişen her türlü bitki, bir süredir sanatsal ve bilimsel ilginin odağında.
Pek çok önemli örnek arasında, Kerem Ozan Bayraktar’ın “Sokak Otları”nı ve kitabı ve belgeseliyle Matthew Gandy’nin Natura Urbana’sını sayabilirim hemen.
Ben de bugün böyle otlarla ve bitkilerle tanışmaya çalışacağım, yerlerini belirleyip fotoğraflarını çekeceğim.
Turun tamamını bitiremezsem, kaldığım yerden belki de bana eşlik etmek isteyecek arkadaşlarımla birlikte devam edeceğim.



Mehmet Ayvalıtaş Parkı’nın karşısındaki Moda İlkokulu’nun durağındayım.
Ve gözlerime inanamıyorum.
Durağın hemen yanındaki ağacın tarhında mantarlar var. Bir kısmı hırpalanmış hatta yolunmuş ama oradalar işte.
Senin gördüklerine benziyorlar mı Marcovaldo?


Moda durağındayım.
Durağın olduğu Cem Sokak’ın ismini aldığı karikatürist Cemil Cem’in bu sokakta (hatta bir süredir restorasyonu devam eden bir köşkte) yaşadığını açıklayan tabelanın arkasında, Kadıköy Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin köşesinden, Moda’nın başka bir duvar resminin dibinden yemyeşil kabarıyor iri yapraklı otlar.



Rızapaşa durağına, 9 Nisan tarihli Gezgin Kayıtlar’da bahsettiğim “Sevmek Zamanı” duvar resmine doğru yürüyorum.
Yağmur önce atıştırmaya, sonra hızlanmaya başlıyor.
Neredeyse her apartman duvarının kaldırımla, kaldırımın da sokakla birleştiği çizgiden öbek öbek çiçeklenmiş otlar yayılıyor.
Bazı zeminleri de tümüyle incecik bir yosun tabakası kaplıyor.
Yanımdan geçen tramvayı yakalamak için 30 Mart tarihli Gezgin Kayıtlar’da bahsettiğim Mühürdar durağına doğru koşuyorum.


Sağanağa rağmen dayanamayıp Gezgin Kayıtlar’da en sık bahsettiğim durak olan Bahariye’de iniyorum.
Ve karşımda saray sarrafı (Atlas Sineması’nın ve İstanbul Sinema Müzesi’nin olduğu konağın sahibi) Agop Köçeyan’ın 1840’larda yaptırdığı hamamın kemer ve duvar kalıntısı duruyor.
Bu kadar yakınımda buluyorum, bu kadar yakından ilgilendiğim bir konu olan bina kalıntılarıyla bitkiler arasındaki ilişkilerden bir örneği.
Ve şemsiye almak için bu bitkilenmiş kalıntının arkasındaki sırada bir dükkâna giriyorum.