Saat 17:05
Hava kapalı, yağmurlu ve serin. Dün başlangıcını kutladığımız bahar, çiçeklenmiş ağaçlarda gizleniyor.



Damga Sokak durağındayım. Fakat tramvaya hemen binmeyeceğim. Tur değil şu anda ilgilendiğim çünkü, bir yapı. Tam karşımda duruyor.
Tabelasındaki ismiyle burası “Metro İstanbul Moda Yerleşkesi.” Kadıköy-Moda tramvayını kentin metro ağına bağlayan bu pek şık ismi okurken aklıma günlük dilde aniden karşımıza çıkan “asansör arızaya geçti” gibi ifadeler geliyor, “asansör bozuldu” yerine kullanılan.
Dil yoluyla onu güncelleştirmeye çabalamak, bu tramvayın asıl önemini kaçırıyor tabii arada. Kent içi ulaşım teknolojisinin geçmişini bugüne bağlayan, yerel yani mahalle ölçeğinde bir taşıt o.


Böyle bir tramvaya ait burası, onun bir nevi evi ama “yerleşke” olmadığı gibi, “tramvayevi” de değil elbette, bir hangar.
“Hangar” ve “tramvay” ortak bir geçmişi, endüstri çağını paylaşan kelimeler. Tramvay hangarının bulunduğu yer de o çağın bugüne bir tür uzantısı.



Moda-Kadıköy yarımadasının kuzeyinde, Kadıköy rıhtımına yakın bir arazideyiz.
Durağın ismi Damga Sokak ama etrafımızda sokak gibi pek bir şey yok.
Açık bir alanda, İSPARK otoparkları ve İSKİ Kadıköy Atıksu Arıtma Tesisleri ile kuşatılmış hâlde, bu otoparklara, tesise ve bir de İDO Kadıköy iskelesine bağlanan yolların ortasındayız.
Bir sürü irili ufaklı kavşak ve tretuvar var, yürümeye çalışırken sürekli inip çıkmamız, her an her yönden geliveren arabaları kollamamız gerekiyor.
Burası bir ara/ardıl/atıl/atık/artık alan.
Hangarda başlayan ve biten tramvay rayları bu alanın yüzeyinde ince ince yarıklar açıyor.
Birbirleriyle kesişen, ayrışan yaylar çiziyorlar, dümdüz çektikleri çizgilere eşlik eden.
Tramvayın tüm hat boyunca en yoğun izini bu alana düşürüyorlar.



Hangarın etrafında dolanıyorum.
Başka bir zaman içine girmeye çalışacağım.
Başka bir zaman da ona daha uzaktan, daha geniş bir açıdan bakmayı deneyeceğim, bu ara/ardıl/atıl/atık/artık alana geri dönerek.


Şimdi tramvaya biniyorum.
Moda’ya doğru yol boyunca başka bir hangarı düşünüyorum, geçenlerde The New Yorker dergisinde okuduğum bir makaledeki hangarı. Rusya’nın ağır saldırısı altında Ukrayna’daki Harkov (Kharkiv) kentinin günlük hayatını sürdürme direncini göstererek seferlerine devam eden tramvayın ve onun mimar-vatmanının hangarda çekilmiş fotoğrafı geliyor gözümün önüne.
Ve tramvayla daha da özdeşleşmiş “vatman” kelimesini başka bir turuma, hatta birden çok turuma saklamaya karar veriyorum.


