Başlarken…

“Gezgin Kayıtlar: Bir Sonradan Modalı’nın Kadıköy-Moda Tramvayı Notları,” 2019-2020 akademik yılının bahar döneminde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde dinleyici olarak bir bölümüne katıldığım “Arch 330: Excursion to Historical City” dersine doğru bir geçmişe uzanıyor.

Sevgili Yavuz Sezer’in İstanbul’un mimarlık ve kent tarihiyle ilgili birkaç mükemmel konuşmasından sonra 12 Mart 2020 tarihinde onun yine mükemmel rehberliğinde yaptığımız ilk tura hazırlanırken deneysel ve deneyimsel, hareket halinde bir mimarlık tarihiyazımı projesi için okumalar yapmış, tur sırasında detaylı notlar almıştım. Şimdi o defterin sayfalarını karıştırıyorum.    

Turumuzdan bir gün önce Covid-19’un Türkiye’deki ilk resmi tespiti duyurulmuştu. Notlarıma böyle bir gelişmenin tedirginliğiyle başladığımı fark ediyorum okurken. Belli ki o sabah tura katılıp katılmamakta kararsızmışım ve başka ülkelerin durumlarına da bakarak yakın geleceğin nasıl olabileceğine dair karamsar tahminlerde bulunmuşum. Ne kadar yetersizmişler.  

Yavuz’u bir yıl sonra Covid-19’dan kaybettik. Son telefon konuşmamızda kaldığımız yerden turlarımıza devam etmenin hayaliyle coşmuştuk. Hayal etmeyi sürdüreceğim “Gezgin Kayıtlar”da, Kadıköy-Moda tramvayına bazen onunla biniyormuşum gibi. Yol boyunca heyecanla kim bilir neler neler gösterecek, neler neler anlatacak.

Geçtiğimiz yıl Betonart’ta yayımlanan “Gezgin Kayıtlar: Fernando Pessoa ve Lauren Elkin ile Birlikte Kenti Taşıtla Gezmek ve Yazmak” başlıklı makalem üzerinde çalışırken bu projemi raftan indirdim ve gözden geçirmeye başladım (tam bibliyografik bilgisi için “Kitaplar/Yazılar” sekmesine bakabilirsiniz). Bu süreçte de, Pessoa’nın turistleri otomobille gezdirdiği Lizbon rehberinden ve Elkin’in Paris’te belli bir hattaki otobüs yolculuklarından esinlenerek (bu kitapların tam bibliyografik bilgileri için de “Kitaplar/Yazılar” sekmesine bakabilirsiniz), “Bir Sonradan Modalı’nın Kadıköy-Moda Tramvayı Notları” alt başlığıyla bir blog açmaya karar verdim. Sonunda o gün geldi.

Notlarımda daha önce günlük hayatımda düzenli olarak yaptığım bir faaliyeti kaydetmiyorum. Bu faaliyeti bir proje olarak yapmaya karar verdiğim için günlük hayatımın parçası haline getiriyorum.

Tramvayı bazen bir taşıt olarak bir yere ulaşmak, bir yerden bir yere gitmek için kullanacağım. Bazen de nereden nereye gittiğim bir şey ifade etmeyecek, sadece tramvayla hareket etmek, dinlemek, bakmak, düşünmek, yazmak ve konuşmak için bineceğim.

Bazen tamamen önceden kararlaştırdığım ve hazırlandığım bir tur yapacağım. Böyle durumlarda yanımda bir kitap, bir kartpostal taşıyacağım bazen. Bazen de hiçbir hazırlık yapmadan öylesine binivereceğim tramvaya, kendimi tümüyle hareket halinde olmanın temposuna, sesine bırakacağım. Bazen arkadaşlarımı davet edeceğim, onlarla paylaşacağım bu deneyimi. İlgim bazen tramvayın dışına yönelecek, o kentsel kesitin içinden geçme haline. Bazen de tümüyle içine odaklanacağım, tramvayın kendisine, bir yolcuya, onun taşıdığı bir nesneye. Bazen tramvaydan inip bir binaya bakacağım ya da gireceğim, bazen de hat üzerinde sabit bir yerde durup ya da oturup önümden tramvaylar geçerken o yeri gözlemleyeceğim.

Bu faaliyetlerin kayıtları da fotoğraflardan ve deneme türünü denediğim yazılardan oluşacak. Görsel malzemeyle yazılar çoğunlukla örtüşecek ama bazen de birbirlerinden tümüyle bağımsız olabilecek. Yazılar genellikle birkaç parçadan oluşacak, bazen de birkaç cümlelik deneyler yapacağım.

“Gezgin Kayıtlar”ın hazırlığı sayısız kaynağa dayanıyor. Bu kaynaklardan bazılarına yapacağım turlar boyunca doğrudan değineceğim. Tümünü ve okudukça, gördükçe karşılaşacağım yenilerini “Kitaplar/Yazılar”, “Filmler/Belgeseller” ve “Sergiler” sekmelerine yerleri geldikçe ekleyeceğim. Bu ilk notlarım için de eklediklerim var.

“Gezgin Kayıtlar”a hazırlık sürecinde Berin Gür, Elvan Altan ve Namık Erkal hep yaptıkları gibi, müthiş bir ilgiyle beni desteklediler, çevremde olan biten neredeyse her şeye gösterdiğim aşırı tepkiyi yumuşatıp, yönümü yine hayata doğru çevirdiler. Sibel Acar gelişmeleri heyecanla sordu, takip etti, beraber yapacağımız bir turda çekeceği fotoğraflar için hemen İstanbul’a gelme programları yapmaya başladı. Şimdi birine notlarımı tuttuğum o güzel defterleri de Zeynep Mennan “hep yaz, bol bol yaz” diyerek hediye etti. Orkun Ekinci ise her zaman olduğu gibi her şeyi mümkün kıldı. Hepsine çok teşekkür ederim.